ŞİLE & AĞVA TURU
ŞİLE'NİN TARİHÇESİ
‘Şile’ adının Merçanköşk denilen küçük çiçekli, hoş kokulu bir kır bitkisinden geldiği ileri sürülür. Bununla beraber tarihin erken devirlerde; Aschil, Philee, Artane ve Kilia gibi isimler de Şile'ye isim olmuştur. Şile ve çevresi hakkında yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulgular, örneğin bazı dere yataklarında bulunan çakmak taşlarından yapılmış aletler, yöre tarihinin Paleolitik ve Mezolitik devre kadar uzandığına işaret eder.
Şile'de ilk yerleşik kent, büyük olasılıkla denizci bir kavim olan Miletoslular tarafından Philee adıyla MÖ VIII. yüzyılda kurulmuştur. Şile'nin Kuzey kesiminde, deniz kıyısındaki kumsalın hemen ardında yükselen kayalar üzerinde bir kent inşa eden Miletoslular’ın aynı yüzyıllarda Marmara ve Karadeniz kıyılarında bir takım ticaret kolonileri kurduğu da bilinir. Nitkim Şile’de bulunan Yalı, Uçurumaltı ve Tavanlı mağaralarında bu döneme dair izler bulunmuştur.
Şile, antik çağda iki defa istilaya uğramıştır. İlki antik Yunanlar’ın MÖ 401 yılında gerçekleştirdikleri Pers seferinden geri dönüşlerinde komutanları Xenophon tarafından, ikincisi de kıyı şeridini takip ederek ilerleyen Romalı komutan Lucullus tarafından gerçekleştirilir. Yaşadığı dönemi kayda geçiren Atinalı tarihçi komutan ve yazar Ksenophon (MÖ yaklaşık 432 - MÖ 355) en tanınmış eseri Anabasis’te, Şile civarında Bitenlerden kaçarken 10.000 askeri ile saklandığı devasa bir mağaradan bahseder. İşte bu mağara, günümüzdeki Sofular Mağarası olmalıdır...
Tarihin akışı içinde; Lydiahlar, Persier ve Galatlar’dan sonra MÖ I. yüzyılda Romalılar Şile’ye hâkim olmuştur. Hristiyanlığın baskı altına alındığı dönemlerde özellikle MS III. yüzyılda, bazı Hristiyan grupları Doğu Roma İmparatoru Diodetiadm’dan (284-305) kaçarak Kızılca, İnkese ve Sofular Köyleri yakınlarındaki mağaralara sığınarak hayatlarını sürdürdükleri bilinir. Zaman içinde Cenevizliler de Şile’ye bir süre hâkim olmuştur. Ocaklı Kale olarak da adlandırılan Şile Kalesi o dönemlerden kalmadır. 1075 yılında Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden İznik (Nicaea) ile İzmit’i (Nicomedia) ele geçirip Güney Marmara Bölgesi’ne tamamen hâkim olan ve 1077 yılında da Anadolu Selçuklu Devleti’nin temellerini ataran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, bu tarihlerde Şile'yi de devletinin sınırlarına dahil eder. Ancak Kutalmışoğlu'nun vefatından sonra 1097 yılında Haçlı orduları Şile’yi Selçuklular'dan tekrar geri aldılar. Bu tarihten sonra Şile uzun bir zaman için Bizans hakimiyetinde kalır.
Osmanlılar, Şile’yi ve Şile'nin de içinde yer aldığı Mesothynia (Kocaeli) yarımadasını daha Osman Gazi zamanında hedef bölgeler arasında dahil etmişler, zaman zaman bu bölgeye Osmanlı akıncıları gelerek yağma ve baskı hareketlerine başlamışlardı. Bu birlikler, 1304 yılı başlarına kadar İstanbul Boğazı'na kadar her an her yerde görülmekteydiler. Hatta bir gemi bulduklarında boğazı geçiyor, İstanbul önlerine kadar bile geliyorlardı. Şile ve Hieron(Yoros) Kale’leri onların saldırılarına hedef oluyordu. Buralardan panik halinde kaçan Rum halkı İstanbul'a sığınıyor, bu durum sosyolojik, ekonomik ve sağlık açısından Bizans merkezini bir hayli rahatsız ediyordu. Hatta Şile Kalesi, bu sırada 1305 yılında bir süreliğine Osmanlılar’ın eline bile geçmişti. 1337'de İzmit'in fethi ile Kocaeli Yarımadası’nın tamamında Osmanlı hakimiyeti tesis edildi. Daha sonra Hereke, Yalova ve Armutlu'nun da fethedilmesiyle Osmanlı Devleti sınırları boğaz sahiline kadar dayandı. Bu durumda Bizans'ın Anadolu ile irtibatı sadece Şile ve Boğaziçi ile sınırlı kaldı. Şile’nin Osmanlılar’ın eline tam olarak geçişi, Sultan Yıldırım Bayezid zamanında gerçekleşir. Yıldırım Bayezid, 1396’da İstanbul’u kuşatmaya karar verdiğinde, Boğaz üzerinde daha avantajlı bir durum sağlamak için Timurtaş Paşa’nın oğlu Yahşi Bey’i boğaz geçiş noktalarını ele geçirmekle görevlendirir. Böylece Şile Bölgesi ve Şile Kalesi savaş yapılmadan, anlaşma yolu ile ele geçirildi. Ancak Yahşi Bey’in İstanbul kuşatmasına katılmak üzere İstanbul üzerine ilerlemesini fırsat gören Bizanslılar, Şile üzerinde yeniden egemen oldular. 1395’te Yahşi Bey, Şile’yi ikinci defa fethederek Osmanlı topraklarına kalıcı biçimde kattı. 1401 Ocak ayında imzalanan resmi bir antlaşma ile Şile’nin Türk topraklarına katılması tescillendi. Bu tarihten itibaren Şile, 1. Dünya Savaşı’na kadar 500 yıl boyunca Türkler’in yönetiminde kaldı. 19. yüzyıl Osmanlı kayıtları incelendiğinde Şile kazasının 1846’da Zaptiye Müşirliği’ne bağlı olduğu görülür. Şile kazası, arşiv belgelerine göre 1876’da Dersaadet Şehremaneti’ne bağlanır. 1877 Devlet Salnamesi’nde ise Şile’nin, Zaptiye Nezareti’ne bağlı Üsküdar Mutasarrıflığı’na bağlı olduğu belirtilir.
1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’na göre, Şile’nin egemenliği yeniden el değiştirir. Mondros hükümleri gereğince 1920’de, silahtan arındırılan Boğazlar Bölgesi sınırları içinde alınan Şile, İngilizler’in denetimine verilir. Şile 1920’de uğradığı İngiliz işgalinden, Türk ordularının İzmir’e girişinden sonra İstanbul üzerine yürüyen III. Kolordu birliklerinden bir süvari tümeni tarafından 7 Ekim 1922’de kurtarılır ve ilk belediyelerden biri, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte 1923’te Şile’de kurulur. 1924’te bütün sancaklar vilayet yapıldığında, Şile idari olarak Üsküdar’a bağlanır. 1926’da yapılan yeni düzenlemeyle Üsküdar kaza haline getirilir ve İstanbul iline bağlanır. 2004 yılında ise Şile İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alınır.
AĞVA’NIN TARİHÇESİ
Ağva tarihi Karadeniz’den yolu geçen her millet tarafından oluşturulmuştur. Ağva resmi adıyla Yeşilçay, Şile’ye bağlı ve onun 40 km kadar doğusunda yer alan bir sahil beldesidir. Ağva’nın kışın 2500 olan nüfusu yazın 15.000’e ulaşır. Odunculuk ve balıkçılığın yaygın olduğu yörede Şile bezi el işlemeciliği ve üretimi de büyük gelir kaynağıdır. Son yıllarda çevreyi saran oteller ile turizm sektöründe de yerini almaya başlamıştır.
Latince’de “iki dere arasındaki köy” ve “su” anlamlarına gelen Ağva, adıyla eş olarak Karadeniz’in en güzel nehirlerinden Yeşilçay ve Göksu’nun denize döküldükleri yerde bulunmaktadır. İstanbul’a sadece 97 km uzaklıkta olması da özellikle bu şehirden yerli ve yabancı turistleri Ağva’ya yönlendirmektedir. Son yıllarda Arap turistlerin de gözdesi olan Ağva, şirin mi şirin bir tatil beldesidir.
Ağva’nın tarihi Roma, Ceneviz, Bizans egemenlikleri ile geçmiştir. Milattan önceki yüzyıllarda belde ve yakınlarında yerleşim bulunduğuna dair kanıtlar ele geçirilse de yaşayan toplulukların kim olduğu hakkında net bilgi yoktur. Hitit ve Friglerin de bölgede yaşamış olduğu düşünülür. Onlardan sonra Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gelmiştir. Tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanan Ağva’da, Hititlere ve Friglere ait kalıntıları, ayrıca Roma ve Bizans döneminden kalan kilise kalıntılarını, mezar taşlarını görmek mümkündür.
Ağva Tarihi Şile’den Ayrı Düşünülemez!
Ağva tarihi Şile tarihinden ayrı düşünülemez. Antik Çağ’a efsanelere uzanan geçmişi ile Ağva’da Cilalı Taş devrinden itibaren insanların yaşadıkları görülür. Engebeli yapısı nedeniyle yalnızca deniz ulaşımına açık olan Şile’nin ticaret merkezi olduğu da bilinir. 500 yıl Osmanlı İmparatorluğu himayesinde kalan yöre, 1. Dünya Savaşı sonunda Mondros Mütarekesi ile birlikte İngilizlere geçmiş, sonra Kurtuluş Savaşı bitiminde tekrar kazanılmıştır.
Ağva tarihçesi efsaneleri arasında, Anabasis adlı kitapta Şile civarında Bitinler’den kaçarken on bin askerin saklandığı dev bir mağara en önemlisidir. Sofular Mağarası olduğu sanılmaktadır. Deniz Feneri’nin altında ise Truva hazinelerinin yer aldığı söylenir. Ağva’nın tarihi ilgi çekici efsanelerle doludur.
Ağva’nın Tarihi Yerleri
14. yüzyılda bölgeye yerleşen Türkmenler sayesinde bugünkü kimliğine kavuşan tatil yöresi şimdilerde İstanbulluların kaçış noktası. Doğal güzelliklerinin yanı sıra pek çok tarihi eserle sizleri karşılıyor. Özellikle köylerde geçmişin gururla yaşatıldığını görebilirsiniz.
Ağva tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında Şile’yi de yakından tanıyabilirsiniz. Kumbaba Tepesi ve Ağlayankaya ile:
Mağaralar
Onbir Göller,
Ocaklı Kale,
Sarıkavak Kalesi,
Hanımsuyu Çeşmesi,
Lahit Mezarlar,
Papazın Çeşmesi, Ağva’nın tarihi ve Şile’nin geçmişi hakkında sizlere bilgi verecektir.





