GÜNÜBİRLİK İSTANBUL TURLARI
GÜNLÜK İSTANBUL TURLARI
İster grupla ister özel araçla günübirlik İstanbul gezilerine katılın. Arzu eden misafirlerimiz İstanbul çıkışlı Sapanca, Bursa, Yalova, Bolu turlarına da katılabilirler. Hem gezmek hem öğrenmek isterseniz, sizleri bekliyoruz.
1000 yıllık Bizans kalesi
Afiyetle içilen bir çayın ardından yakındaki Yoros Kalesi’ne geçiyoruz. Burası hemen Anadolukavağı’nın yukarısı, 2 dakika sürüyor yol. Tırmanmaya üşenmeyin, zorlu değil, araçlar kolaylıkla çıkabiliyor. Çıktığınıza da fazlasıyla değiyor. Burası Boğaz’ı en geniş açıdan göreceğiniz nokta. İki burcun üzerindeki Cenova armalarından dolayı Ceneviz Kalesi olarak bilinse de Yoros Kalesi, Bizans döneminde yapılmış. Ancak yaptırıldıktan kısa bir süre sonra Cenevizlilerin kontrolüne geçen kale, Yıldırım Beyazıt’ın ele geçirdiği döneme kadar onların kontrolünde kalmış. Osmanlı döneminde yeniçeri bölüğü yerleştirilmiş ve zamanla içinde camisi, mahkemesi ve mezarlığı olan bir köy oluşmuş. Evliya Çelebi ‘Seyahatname’sinde burası için “Son derece mamur, güzel bahçeleri olan güzel bir Yoros Köyü var içerisinde” diyor.
En lezzetli balıklar
Yoros Kalesi’nden sonra yolumuzun üzerinde Boğaz’ın Beykoz sınırları içerisindeki en güzel köylerinden bir diğeri olan Poyrazköy var. Burada bir balıkmolası verelim. Bu köyde de yine bir Cenova kalesi kalıntısı var. Şehrin fethiyle birlikte, Trabzon ve Rize’den yerleşimciler getirilmiş. Köylülerin birçoğunun kökeni Karadeniz. Bundan dolayı köyde Karadeniz yemekleri ve balıkçılık hâkim. Karadeniz’den gelen balıkların tutulduğu ilk liman Poyrazköy Limanı. Karadeniz’in soğuk sularında yağlanan balıkların ilk durağı da burası. Dolayısıyla İstanbul’da en lezzetli balık burada yenirmiş... Poyraz Sahil Balık Restoranı hem balığa hem de Boğaz manzarasına doymak isteyenler için...
El değmemiş ve doğal
Poyrazköy’e yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki Anadolufeneri, hiçbir yapılaşmanın olmadığı, Boğaz’ın doğallığını korumuş köylerinden biri. Ahali Karadenizli. Beykoz büyürken coğrafyasının benzerliği Karadenizlileri kendine çekmiş. İstanbul Boğazı’nın en kuzey noktasındaki Anadolufeneri ismi Boğaz’ın girişine 18’inci yüzyılda dikilen fenerden geliyor. Elektrikli modern feneri Kırım Savaşı zamanında Fransızlar 1854’te yaptırmış. Köyün içindeki I. Abdülhamit dönemine ait 1780’li yıllardan kalma cami de görülmeye değer.
HAFTA SONU POLONEZKÖY’DE KONAKLAYIN
1830’larda Varşova’da dönemin yönetimine dair bir isyan başlıyor. Varşova muhalefetinin bir grubu, Osmanlı topraklarına kaçıp İstanbul’a sığınıyor. Dönemin padişahı Sultan Abdülmecit onlara Beykoz tarafında bir yere köy kurabilme hakkını veriyor. Bu bölgeden kendi paralarıyla arazi satın alan Polonya’dan gelenler, başlarındaki Prens Adam Czartoryski’nin isminden yola çıkarak Adampol (Adam’ın Tarlası) diye bir köy kurmuş. Adampol Köyü ilk başlarda 30-40 haneliyken, sıkıntı çekmeye başlayan Polonyalıların kaçıp buraya yerleşmesiyle büyümüş. İsmi Cumhuriyet döneminde Polonezköy’e dönüşmüş. Köyde, 1960’lara kadar yoğun Polonyalı nüfusu varken, 1970’lerde Avrupa, ABD ve Kanada’ya göçle azalmış. Günümüzde çok fazla olmasa da Polonya kökenliler yaşamaya devam ediyor. Polonezköy Tabiat Parkı, Cam Sanat Merkezi, Arıcılık Müzesi ve Mantar Evi Polonezköy’de görülmesi gereken yerler. Uğramışken Gülayım Bahçe’nin nefis gözlemelerinden yemeden ve gerçek Polonya mimarisine sahip Mari’s House Cafe’de anne kremasıyla yapılan katkısız Polonez pastasını ve vişne şerbetini tatmadan dönmeyin. Bölgede konaklamak için de birçok pansiyon alternatifi var.
BEREKETLİ TOPRAKLAR
Beykoz hem konumu hem de köyleriyle İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı için önemli bir yerleşim olmuş. Verimli topraklarıyla Osmanlı döneminde İstanbul’u besleyen birkaç önemli noktadan biriymiş. Patlıcan, soğan gibi sebzeler, karpuz-kavun gibi meyveler Beykoz köylerinden temin edilmiş. Ceviz, fındık gibi yemişler de köylerde yetiştirilirmiş. Özellikle de ıhlamuru meşhurmuş. Beykoz’un köylerinden çıkan suların da şöhreti bir zamanlar dillere destanmış. Osmanlı keyifçileri dünyanın en lezzetli sularının Beykoz kaynaklarından çıktığını söylermiş. Günümüzde bu köylerin doğallığını büyük ölçüde koruması çok değerli. Beykoz, halen İstanbullulara nefes alma, doğanın verdiği nimetlerden faydalanma gibi imkânlar sağlıyor.
İSTANBUL’UN EN KÜÇÜK KÖYLERİNDEN…
Göllü Köyü, Beykoz’un en eski, İstanbul’un en küçük köylerinden. İstanbul’a 56, Beykoz’a 24 kilometre uzaklıkta. 350 kişilik köy nüfusu geçimini hayvancılıktan sağlıyor. Köye adını veren Göllü Barajı ise her mevsim güzel ve İstanbul’dan bolca ziyaretçi çekiyor.
“İdeal ilişki, ideal çift diye bir şey yok”
Aykut Enişte filminin yıldızları Cem Gelinoğlu ve Melis Babadağ Bi Başka Youtube kanalında hem serinin devam filmi Aykut Enişte 2’yi anlattı hem de haklarında bilinmeyenlere ilk defa açıklık getirdi. Cem Gelinoğlu “Ben komedyenim hep hayal ettiğim şeyleri oynayacağım” derken, son olarak Barbaroslar dizisinde rol alan ve dizideki dövüş sahneleri büyük ses getiren Melis Babadağ ise “Aksiyonda ne kadar başarılı olduğumu gördüm. Aksiyon işlerine daha fazla ağırlık vereceğim” dedi.
Cem Gelinoğlu ve Melis Babadağ Aykut Enişte 2 filmiyle bugün beyaz perdede seyircisiyle buluştu. Bir Başka Youtube kanalında Melis Güvenç'in konuğu olan ikili filmin tüm beklentiyi karışlayacağını ama devamının gelmeyeceğini söyledi. Filmlerde idealize edilen karakterleri toplumdan kabul görmek için özellikle seçmediklerini anlatan iki oyuncu, "İnsan zaten kusurlu bir varlık ve ideal diye de bir şey yok. Biz kendi doğrularımızı önümüze alarak ilerliyoruz" dedi. Melis Babadağ yakın bir zamanda başka bir komedi filmine başlayacağının müjdesini verirken, Cem Gelinoğlu ise köşede beklettiği ve hayata geçirmeye hazırlandığı onlarca hazır hikâyesi ve karakteri olduğundan bahsetti.
Aykut Enişte 2 filmi 2 yıldan beri heyecanla bekleniyor. Bu iki yıllık bekleyişte umarım yaşadıklarınızı unutmamışsınızdır…
Cem Gelinoğlu: Tabii ki unutmadık, öyle vefasız çalışma arkadaşları değiliz. Bekleme süreci çok zordu. Ama çekme kısmı çok zevkliydi. Zaten çok sevdiğim ve aile gibi olduğumuz bir ekiple ikinci filmi çektik. Onur Bilgetay gibi bir yönetmen ve yazar arkadaşlarım Muhammer Tali ve Giray Altınok'la oturduk elimizden geldiğince komik bir senaryo yazdık. Onlarla çalıştığım için çok şanslıydım. Melis gibi ilham verici bir oyuncu arkadaşım vardı. Hem oynarken hem de yazarken ilham verdi.
Melis Babadağ: İki yıl herkesin kendi hayatı için unutulmaz bir zamandı. Filmi beklemek zordu. Çünkü çok büyük bir aşkla ve heyecanla çektik. Uzaktan baktığında biz iyiydik, mutluyduk ama benim için çok başka bir anlamı var bu işin. Benim için Aykut Enişte 2 eve dönmek gibi bir şey oldu. Hem sete çıkmayı çok özledim, hem de o setteki sevgiyi. Biliyorum ki çok güzel bir iş çıktı ortaya şimdi bu işi izleme heyecanı içindeyim.
Herkes filmden beklentisini aşırı yükseltmiş durumda. Ne vaat ettiniz de beklenti bu kadar yükseldi?
C. G: İlk filmin olayı bu. İlk film çok sevildi, herkes birbirine anlattı, tavsiye etti ve sahip çıktı. İnsan keşfettiği şeye sahipte çıkıyor. Sahip çıktığı şeyi de, sahibi olarak "Film nerede kaldı?" diye hesap soruyor. Biz de strese girdik ama ilk filmin üzerine yatmak istemedik. İlk film sevildi diye nasıl olsa ikincisi de sevilir diye düşünmedik. Elimizden geldiğince onu da ilk film gibi onu da komik heyecanlı hale getirmeye çalıştık.
M.B: Hatta çok daha büyük bir titizlikle çalışıldı ikinci filme. Çünkü hem ilk filmin süper beğenilmesi büyük bir baskı bunun üzerine çıkmak lazım. Hem de sıfırdan bir film yapıyormuş gibi çalışıldı. Büyük emek var yani.
Devam filmlerinde hep bir kıyaslanma vardır. Sizin filminiz için, birincisi ve ikincisi arasında yapılacak kıyaslamada en kötü kadar kötü yorum yapılabilir ki? Bu durumdan endişeli misiniz?
C.G: Ben filmi öncesinde izledim ve şunu söyleyebilirim; Oyunculuk manasında izleyenlerin o mu bu mu diyecekleri hiçbir şey yok. Sanki birinci filmin üç dakika sonrasında ikinciyi çekmeye devam etmişiz gibi bir ruh var. Bu beni çok mutlu ediyor.
M.B: Bu noktada yönetmenimiz Onur hepimizi çok kolladı. Ne yapmışız diye ikinci filme başlamadan ilkini defalarca izledim.
C.G: Tabii öyle bir kaygımız vardı. Acaba biz geçen sene ne yapıyorduk, eskisi gibi oldu mu diye büyük stresimiz vardı. Ama sonra hızlıca o stresi atlattık.
"İNSANLAR DOSTLUĞUMUZU VE EKRANDA YAKIŞMAMIZI SEVDİ"
Bundan sonrası için bu ekip birbirinin projelerinde kadrolu oyuncular olur mu?
C.G: Proje olduğunda cast dahilinde insanın aklına tabii ki ilk önce yakınındaki yetenekli insanlar geliyor. O mana da zaten ekipte çok güzel değerler var. Melis de bunlardan biri. Bir de Melis'le biz set varken de dostuz, yokken de… Dolayısıyla Melis'le güzel şeyler planlıyoruz. Çünkü insanlar bizim hem arkadaşlığımız hem de ekranda yakışmamızı sevdi. Keza Hakan (Yılmaz) abiyle de öyle… Her hikayede bambaşka karakterler, bambaşka yaşlar olduğu için her filmde belki bir arada belki göremeyeceksiniz ama zaten bizim gönüllerimiz bir.
M.B: Öyle bir beklenti yaratmayalım ama her zaman bir fikir alışverişi içindeyiz. Bunlardan bir gün biri mutlaka hayata geçer. Kafamızda bir şeyler var.
Aykut Enişte 2 hikayenin finali miydi? Devamı gelir mi?
C.G: Her şeyi tadında bırakmak diye düşünüyorum. Bu ekiple, bu dostlukla 25 tane de film çekilir o ayrı. Çünkü bir insan her sabah sete gidip, arkadaşlarıyla böyle kavuşacağı için mutlu olamaz. Her sabah bizi ayağa kaldıran şey bu oluyordu. Ama ne kadar sevilse de tadında bırakmanın daha yerinde olacağını düşünüyorum. İlk filmimiz dijital ortamda karşılık bulmuştu. Bu sefer bunu gişeye yansıtalım dedik ve çok emek verdik. Ticari bir iş olsun da demedik ve ruhu devam etsin istedik. Umarım bundan da yüz akıyla çıkarız. Ama bu filmin devamını yaratmak yeni bir film yaratmaktan çok daha zor. Fazla tekrar kendi içimizde dönmemize neden olabilir.
"BEN KOMEDYEN OYUNCU DEĞİL, BEN BİR KOMEDYENİM"
Hep komediyle mi devam edeceksiniz?
C.G: Ben komedyen oyuncu gibiyim. Aslında komedyen oyuncu değil, ben komedyenim. Hep hayal ettiğim şeyleri oynuyorum ama Melis oyuncu ve ona bir sürü farklı rol geliyor.
M.B: Bundan sonrasında aslında çok kısa bir süre sonra yine başka bir komedi işinde yer alacağım. Kendi hayatımı farklı şeylerle doldurmayı seviyorum. Bunun da oyunculuğuma yansıması çok hoşuma gidiyor. Mesela kendi kendime Thai box yapıyordum ve mutlu oluyordum. Çok uzun zaman tekniğim iyi olsun diye bu spora çalıştım ama Barbaroslar dizisiyle anlaştığımda böyle bir şeyle buluşmuş oldum. Aslında ilk başka anlaşırken böyle bir aksiyon da yoktu süreç içerisinde aksiyona evrildi. Ama tabii artık bu taraftan yürümek istiyorum. Çünkü cesaret geldi, sette neler yapabileceğimi ve bunun da sevildiğini gördüm. Bu taraftan yürümeyi çok istiyorum. Kafamda bununla ilgili de bir şeyler var. Ama dramda, komedi de çok seviyorum. Hayatım için istediğim şey elim ayağım tuttuğu sürece hatta tutmasa da yatakta da yatarak oyunculuk yapabilirim. Kendimi her mecrada hep görmek istediğim bir alan burası.
Filmlerde karakterlerin bu kadar idealize edilmesini ve ideal karakterleri canlandırmanın seyirci tarafından daha kolay ve risksiz bir şekilde kabul edildiği için mi kabul ediyorsunuz?
C.G: Bu bir film ve aslında ideal olmayan birçok şeyi gerçek hayatta yaşıyoruz. Seyirci özellikle komedi filmlerinde bir mutlu son görmek istiyor. Bazen özledikleri, bazen de hayatta unuttuğumuz şeylerden bahsediyoruz. Bazen de belki de olmayacak şeylere ya da olması çok zor şeylerin olma ihtimalini seyirciye anlatıyoruz. Çünkü onları da görmeye ihtiyaç var. Onlar da bir motivasyon sağlıyor ve bir moral veriyor. Ama zaten bizim filmde öyle çokta idealize edilen bir durum yok.
M.B: Bence zaten ideal ilişki, ideal çift ya da ideal diye bir şey yok. Çünkü zaten insan kusurlu bir varlık. Bu filmde ideal olan şey, bir şeyi idealize etmeden, kusurlu olarak insani olarak içinde bulunduğumuz durumdan en güzel nasıl bir huzur, birliktelik, mutluluk çıkartabiliriz. Çünkü işin içine ideallik girdiği zaman her şey domino taşı gibi yıkılıyor.
Peki siz toplumun dayattığı ideal profillere ne kadar sadıksınız? Örnek oyuncu, örnek sevgili, örnek evlat ve örnek eş tanımlarına bir meydan okumanız var mı?
M.B: Ben şunu öğrendim, insanın önce kendi gözüne girmesi gerekiyor. İnsan zaten kendi gözüne girdikten sonra eşlikçisini de buluyor. O zaman işte güzel bir yol arkadaşlığı çıkıyor. Benim şahsen şu yaşıma kadar naçizane öğrenebildiğim şey bu oldu. Bunun dışında zaten örnek diye bir şey yok. Herkes kendine has.
C.G: Kendi bireysel doğruluklarımı önüme alıp yürüyorum. Aynaya baktığımda hep onurlu bir yüz ve gururla onurla işini yapmış bir adam görmek istiyorum. Bunun için bir oto kontrol ve gerçek dostlara, iyi bir yoldaşa sahip olmanız şart. Bunları arayıp duruyorum. Hikâye bu şekilde gidiyor.
"YALNIZLAŞMAK İNSANI ENDİŞELENDİRİYOR"
Filmdeki gibi bir yalnızlaşma travmasından korkuyor musunuz? Ya da bu travmatik durumlar oyunculuğu ekstra besliyor mu?
C.G: Evet besliyor. Çünkü zaten yazar kendi derdini anlatıyor. Biz de biraz anlattığımız cümlelerde bunlar daha önce aklımıza geliyor ve bu dertlerden dem vuralım diyoruz. Benim de zaman zaman oluyor. Çok sevildiğimi biliyorum ama bazen gerçekten insan kendini yalnız hissedebiliyor. Dolayısıyla bunlar benim için hayatta var. Ama eşimizle dostumuzla güvendeyiz.
M.B: Herkes gibi tabii ki benim de var. Biraz hayatımı kişisel ve düşünce anlamında değiştirmeye çalıştığım dönemlerdeyim. Bu dönemlerde de biraz güvenlik alanlarınızı terk ediyor oluyorsunuz. Eski inançlarınızı, alışkanlıklarınızı ve yaşayış şekillerinizi terk ettiğiniz zaman bazen bir endişe de yaratıyor ama çok şükür öyle büyük bir travmam yok. Ama ufak ufak bir şeyleri değiştirmek insanlarda bir endişe yaratıyor.
Hakkınızda değiştirmek istediğiniz bir yargı var mı?
C.G: Benim eskiden vardı… İlk sosyal medyada çıktığım dönemlerdi. Aslında çok çalışıyorum, çok emek veriyorum ama bunları görmeyen ön yargılı bir kitle vardı. Aslında çok gayret ediyorum. Bir şeyi ancak gayret ederek ve üzerine emek vererek düzeltebiliriz. İnsanlar filmi izlemeden seni tanımadan yorumlarda bulunuyor. Haksız ve eleştiriler yapıyordu. Orada bir sihirli çubuğum olsa ve hepsiyle yüz yüze gelip kendimi ifade edebilsem. Bunun arkasında ne olduğunu bilmeden nasıl bu kadar net konuşabilirsiniz demeyi bir dönem çok istemiştim. Ama şu anda benim de kişisel gelişimim gereği artık hepsini aştık çok şükür.
M.B: Gittikçe kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüğüm için aslında şu an pek de bir şey yok.





